HACI ŞÜKRÜ FIRIN KEBABI- KONYA FIRIN KEBABI - Ney
   
KONYA VE FIRIN KEBABI
  Ana Sayfa
  Hacı Şükrü Fırın Kebabı
  Hacı Şükrü ve Ekşi Sözlük
  Hacı Şükrü Nerede?
  Videolarla Hacı Şükrü
  Kişisel Bloglarda Hacı Şükrü
  Hakkımızda Yazılanlar
  Ziyaretçi Defteri
  Konya'da Ne Yenir
  Konya'da Gezilecek Yerler
  Konya Camiileri ve Kiliseleri
  Hz. Mevlana'nın Hayatı
  Hz. Mevlana'nın Eserleri
  Hz. Mevlana'nın Türbesi
  Hz. Mevlana & Hz. Şems
  Mevlana & Aşk
  Hz. Mevlana & Sema
  Hz. Mevlana & Konya
  Mesnevi'den
  Hz. Mevlana & Mevlevilik
  Hz. Mevlana'nın Vasiyeti
  Şems-i Tebrizi
  Hz. Mevlana'nın Sözleri
  Hz. Mevlana'nın Şiirleri
  Sema Gösterisi
  Şeb-i Arus
  İslam Ahlakı
  Fıkıh ve Fetva
  Dinle Ney'den
  Hz. Mevlana'dan Seçmeler
  Videolar
  Ney


KONYA
  ÖZEL 
GÜN FOTOĞRAFÇISI

BEBEK FOTOĞRAFI
GEZİ FOTOĞRAFLARINIZ
PROFESYONEL EKİPMAN 
VE EKİPLERİMİZLE YANINIZDA

İRTİBAT VE RANDEVU İÇİN
0553 484 57 11
 
image 
 

Yakın Doğu’nun en eski sazlarından olan ney, İslam tarihi boyunca hem saray, hem halk, hem de sufî musikilerinde kullanıldı.

1582’den önce yapılmış İran veya Osmanlı minyatürlerinde ney, çok ince, uzun ve başpâresiz olarak resmedilmiştir. İlk kez Surnâme-i Hümâyun’da, daha geniş çaplı ve başpâreli neyler görülür. 16. yy’a ait Codex Vindobonensis’te bir kadın neyzen gravürü vardır. Burada başpâre çok açık biçimde görülür. Bunlara dayanılarak, saza başpâreyi, 16. yy’ın sonlarında Osmanlıların eklediği söylenebilir.

Evliyâ Çelebi’nin zikrettiği on büyük neyzenden altısı Mevlevîdir. 1720 tarihli Sûrnâme-i Vehbî’deki minyatürlerde, hem Mevlevî neyzenler, hem de profan (hiçbir dinî vasfı olmayan) neyzenler görülür. 19. yy’da Mevlevî olmayan neyzen yok gibiydi.

Hz. Mevlânâ’nın Mesnevîsi’ne neyden bahsederek başlamış olması da neye kutsî bir sıfat kazandırması bakımından önem taşır. Kaynaklar Hz. Mevlânâ’nın meclisinde de ney üflendiğini ve “Hamza Dede” isminde bir neyzeni olduğunu ifâde etmektedir.

Ali Ufkî’nin saz listesinin sonlarına doğru andığı ve “zarif şarkılara eşlik eden sazlardan biri” diye nitelediği ney, 17. yy’ın sonlarında, tanbur ile birlikte, bütün sazların en itibarlısı durumuna geldi

18. yy’ın sonunda Abdülbakî Nasır Dede, Tedkıyk u Tahkıyk başlıklı eserinde, makamların nasıl icra edileceğini ney üzerinde tarif etmiştir. Oysa o güne kadarki edvarlarda, perdeler çoğunlukla udun sapı üzerinde gösterilmişti.

19. yy’ın ikinci yarısında büyük ölçüde Mevlevîhanelere münhasır kalan ney, 20. yy’da radyo yayınlarında, klâsik Türk musikîsi programlarının vazgeçilmez unsurlarından biri durumuna geldi.



“..... İnce-uzun boyu, birbirine sarılan boğumları, sararmış rengi, içten gelen feryadları, figanları aksettiren sesi ile, büyük Mevlânâ’nın ilahi vecid ve aşkının lirik bir sembolü olan Ney, şu sûretle onun hitap ettiği geniş zümre içinde, hatta dışında kutsî bir önem kazanmış ve her asırda bu sazı çalmakla, daha doğrusu Ney üflemekle ün kazanmış bir çok değerli sanatkârlar yetişmiştir; meselâ, hepimizin çok iyi tanıdığımız seyahatnâmesinin cildleri arasında sık sık dolaşmaktan zevk aldığımız Evliya Çelebi, muhtelif ülkelerde senelerce süren uzun seyahatlarının her çeşit intibalarını en küçük teferruatına kadar bize saf, tatlı bir uslûb ve edâ ile anlatırken, İstanbul’da tanıdığı,dinlediği neyzenler hakkında şu malûmatı bırakmıştır.

“Sazendagân-ı neyzenan ... bu neyzenlerin serefrazı Beşiktaş Mevlevi hânesi’nin şeyhidir.Mevlevî Derviş Yusuf’un Ney çaldığını işitenlere ol kadar rikkat-i kalb hasıl olur ki,zarûr-i bûka ederler.Berber Ömer Çelebi, Saraç Ahmed Çelebi, Kefeli Derviş Ahmed Derviş Süleyman-ki Kasımpaşa Mevlevi hânesi’nin neyzen başıdır,Siyahî Ahmed Bey,Torlak Dede, Yastır Hasan Paşa, Derviş Kasım,Küçük Derviş Ahmed-ki Kulekapısı Mevlevi hânesi’ndedir,bunlardan başka yüz altmış kadar daha vardır...)”

“ Yeryüzünün en eski ve en medeni milletlerinden biri olan Mısırlı’lar nezdinde,pek eski zamanlardan beri doğru tutularak üflenen düdüklerle,eğri tutularak çalınan Ney’lerin her ikiside kullanılıyordu.Mısır tarihçileri Ney’in icadını tanrı Osiris’e isnad ederler.Bu tarihçilerin bir kısmı Osiris’in icad ettiği Ney’in ( Lotus ) denen kamıştan,diğer bir kısmı da ayı bacağının kemiğinden yapıldığını ve gayet çok sesli olduğunu yazmaktadırlar.Mısırlı’lar Ney’lerin doğru tutularak üflenenlerine ( Mam yâhut Mm ),eğri tutularak üflenenlerine de ( Sebi ) adını vermişlerdi.Mısırlılar arasında çifte Ney’lerede rastlanmıştır.Bu çeşit Ney’leri kadınlar çalarlarmış.Ayrıca Tevrat’ta adı geçen ( Hagub ) isimli çalgının da yan yana dizilmiş gayri müsavi uzunlukta bir takım kamışlardan yapılmış olduğuna göre asıl adı ( Mûsîkâr ) olan fakat bizim ( Miskar ) dediğimiz âletten başka bir şey olmadığı anlaşılmaktadır.Asurîler, Fenikelililer gibi diğer Şark milletleri arasında da nefesle çalınan mûsikî âletlerine tesadüf edilmiştir.Biz Türkler arasında mızraplı ve vurgulu mûsikî âletlerinden başka nefesle çalınan sazların tarihide pek eskidir. Elimizde mevcut muteber bir lügat kitabı olan ( Burhan Katı ) adlı eserin Ney maddesinde şu izahat vardır:

“(Ney, saz aksamından maruf düdüktür. Arabî’de mizmar denir; birkaç türü vardır. Battal, Şah Mansur, Girift, Çığırtma ve kaval da aynı ailedendir. (Buk) manasındadır ki, cenkte çalınan borudur. Tunç’tan olmakla Nay-i Ruyin ve Nay-i Ruyine dahi derler. Nefir dedikleri budur; hâlâ vüzera mehterlerinde çalar. Nay-i Türkî Hıta ve Huten Türkleri’ne mensup bir buçuk arşın miktarı bir borudur.Düdük gibi delikleri vardır ve bir kattır;başı deve başı gibi eğridir.Âvâzı dünyayı velveleye verir. Nay-i Türkî, bazıları katında ( Sur Nay )dır ki, Türkî de tahrif ile Zurna dedikleridir.( Sur ) ile ( Nay ) dan mürekkebtir.( Sur ) ferah, düğün, iyş ve işret manasındadır ve bir takım Nay maddesinde zikrolunan borudur ki Hıta ve Huten Türkleri’ne mahsustur.)”

“ XV. Yüzyıl Türk müverrih ve musikîşinaslarından Ahmed Oğlu Şükrullah,Türkler arasında kullanılan çalgıların isimlerini ve bunların nasıl yapıldıklarını anlatan,Yıldırım Beyazıd’ın oğullarından İsa Çelebi’ye ithaf etmiş olduğu eserinde, mizmar ve Pişe adlı nefesle çalınan iki âlet hakkında şu malûmatı vermiştir:

“(Mizmar diye bir Nay ‘a derler ki, ol Nay’i iki parçadan düzerler.Bir parçası kara kamıştan ve bir parçası ağaçtan ola ve ol ağacı dahi kamış gibi yonalar ve düzeler ve içini deleler ve anın uzunluğu bir karış bir parmak ola ve iki ucunda dahi bile ikişer kavme parmak kadarı koyalar.Geri kalanı yedi bölük edeler.Her iki bölüğünde bir delük dahi deleler.Ama geniş delmeyeler;ardından yana deleler.Ama ol deliğin ikisinin arası beraberinde deleler.Ve kamıştan olan parçanın dahi uzunluğu bir karış ve parmaktan artukça olmak gerkir.Ve eğer Mizmar’ın uzunluğu bir karış ve bir parmaktan artuk olursa, deliklleri dahi genişçe deleler ve Mizmar’ın aslı şu Nay parçasıdır ki,ol ağaçtan düdükleri Nay’ı onun üstüne bağlayalar ve ilâh...)”

“ Şu verdiğimiz kısa izahtan anlaşıldığı üzere,umumiyetle nefesli sazlar ve hususiyetle Ney ile bu fasileden olan âletlerin Türkler arasında yapılmış olması çok uzak geçmişe götürebilir. Bugün hâlâ dinlemekte olduğumuz Ney’in özelliklerini şöyle tarif ve izah edebiliriz: Ney, birbirine eşit dokuz boğumdan ibaret, kuru içi boş bir kamıştır. Ağız tarafına gelen kısmına kuru boynuzdan yapılan ve (Beşpâre) denen bir ağızlık konur. Bu ağızlığın çapı, kamışın çapından azdır; dudaklara değen deliğin çapı 15-17 milimetre kadardır. Ney’ler, isimlendirildikleri akortlara göre muhtelif uzunlukta olursa da, esas Ney (Mansur) denen akorddadır. Bu Ney’lerin (Lâ) perdesinin titreşimi, dünyaca kabul edilen (La Diyapozan)’a uygundur”.

“ Ney’lerin akordları Mansur’dan itibaren değiştikçe uzunlukları kısalır; pestleştikçe boyları uzar. Ses genişliği umumiyetle üç 16, 17, 18-20-21-22 bölümlerinde birer delik; ayrıca 13. kısmın arka tarafında da bir delik açılmıştır.”

“ Ney ve Nısfiye belli iklimlerde yetişen kamışlardan yapılır.Neyzenler arasında en makbul kamış, Şam’ın kuzeyinde (Aynî Zerka) denen yerde yetişen kamışlardır. Ağız tarafına gelen kısmı geniş, uca doğru gittikçe incelen ve ( Keler ) denen kamışlar diğerlerine tercih edilir. Ney uzun zaman üflenerek rengi gittikçe koyulaşır ve elli seneden fazla kullanılmış Ney’ler, havada bulunan Karbonik Asid’le birleşerek koyu kırmızı bir renk alır.”

“ Ney, Türk Mûsikî Âlemi’nde Tanbur ‘dan sonra en çok rağbet kazanan bir sazdır. Her devirde yüzlerce neyzenin yetişmiş olduğunu tarih kaynaklarından öğreniyoruz. Ney’in en çok yapıldığı ve öğretildiği yer eski Mevlevîhanelerdir; çünkü Mutasavvıf Mevlânâ Celâleddin Rumî Hazretleri ulûhiyetin, kâinatın esrarını bu sazın dilinden anlatmak isteyerek söze başlamıştır.”

Ney’ler “ Esas Ney’ler, Mâbeyn ( ara ) Ney’leri, Nısfiyeler” yâni bir sekizlik daha dik sesli olanlar olmak üzere üç’e ayrılır.

Ney kelimesinin anlamı, Farsça kamış demek olan “Nay” kelimesinden kaynaklanır. Batı ülkelerinde de bu ada benzeyen ya da bu adı hatırlatan sözlere rastlanır. Yukarıdan beri anlatıldığı gibi nefesli sazların kökeni Orta Asya’ya kadar uzanır. Türk kültürlerinin içinde eriyerek, sürekli bir etkileşim içinde biçim değiştirerek gelişen bu güzel saz son şekli oldukça geç almıştır. Doğu’da, Türk ve İslâm ülkelerinde Ney çalanlara “Neyzen, Nayzan, Nayî”gibi adlar verilir


1- Esas Neyler:

Esas Neyler, bir “Bûselik” dizisinin her perdesi dikkata alınarak hazırlanmış yedi tür Neyden ibarettir; yâni (480) frekanslı Diyapozon sesi ( La ) kabul edilmiş, neyler buna göre yapılmıştır. Bu perde Mansur’da Dügâh, Şah Ney’de Bûselik, Davud Ney’de Çargâh, Bolahenk’te Neva, Süpürde’de Hüseynî, Müstahzen’de Acemaşîran, Kız Neyi’nde Rast’tır.


2- Mâbeyn ( Ara ) Neyler:


Bûselik dizisinin tam sesleri ikiye bölünerek elde edilen seslere Mâbeyn ( Ara ) sesler, bu sesleri veren neylere de Mâbeyn ( Ara ) Neyler denmiştir. Bu perdeler Mansûr Mâbeyn’inde Kürdî, Davud Mâbeyn’inde Nim Hicâz, Bolahenk Mâbeyn’inde Nim Hisâr, Müstahzen Mâbeyn’inde Evc, Kız Mâbeyn’înde Nim Şehnaz’dır.


2- Nısfiyeler:


On iki Ney’in her türünün bir oktav tiz sesini veren neylere Nısfiye denir. Bu da her Ney türünün bir de nısfiyesinin bulunması demektir. Neyler Kaba Rast’tan Tiz Gerdaniye’ye kadar ses çıkartan, dinî ve dindışı mûsikîmizde en çok aranan, sevilen, büyük ustalar yetiştiren mûsikîmizi en içli duygularla seslendiren bir sazdır.Türk Mûsikî tarihi sayısız neyzen bestekârlarla doludur. İcrası çok güçlü olduğu halde, öbür özellikleri için daima tercih edilmiştir.

GİRİFT

Bir Ney türüdür; yedisi aynı hizada, bir biraz yan tarafta olmak üzere sekiz delikli nefesli bir sazdır. Perde sayısı sınırlı,icrası güçlü bir saz olduğundan kullananı çok olmamıştır. Kullanan en son sanatkâr Giriftzen Asım Bey’dir. “... Lügat kitaplar,girift kelimesinin çeşitli manâları arasında, bu kelimenin mûsikî ile ilgili taraflarını şöyle açıklamışlardır: ( Saza nâliş vermek manâsındadır; yâni telli sazların telleri üzere parmakları bir gûne hareket ettirmektir ki, sazın nağmeleri dalgalı, cevherli, ve ezgili zuhur eder.) Ayrıca halk dilinde karışık, çapraşık, içinden çıkılması zor şeylere sıfat olmuştur. Kanaat ve tahminimize göre, bu âlete bu ismin verilmiş olmasının sebebi, bu sazın nefesle çalınan diğer sazlara göre daha çapraşık ve girift olmasından ileri gelmiştir.”

“Saz olarak Girift de Ney gibi içi boş bir kamıştır. Ağıza gelen tarafında ( Başpâre ) si vardır. Delikleri Ney’den bir fazla olup yan taraftadır.Girift’ten çıkan sesler bir buçuk oktav kadardır; şu halde çalınışındaki ve bilhassa bazı makâmları layıkîyla icrâ edilmesindeki güçlük ve çıkan seslerin azlığı bakımından, Ney’e nazaran daha ibtidâî ve eksik bir sazdır. Bundan dolayı muhtelif asırlarda yaşamış olan bir çok neyzenler arasında tek tük giriftzene rastlanır; meselâ, Üçüncü Selim, İkinci Mahmud devirlerinde yaşamış olan Musahib Said Efendi, Ney’den başka Girift’le de meşgul olduğundan, neyzen ve giriftzen olarak meşhur olmuştur. Saray’da yapılan küme fasıllarına bazen Ney, bazen de Girift’le iştirak ederdi. 1822’de ölen Mehmed Nuri Efendi de bu devrin neyzen ve giriftzenlerindendir ”


   
2014-2017 43903 ziyaretçi
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=